Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Açıklama

31.03.2017

“Gündemimizdeki birkaç konuyu sizinle paylaşmak için buradayım. Öncelikle dün akşam vefat eden şehit Ömer Halisdemir’in annesi için taziyelerimizi tekrar bu vesile ile ifade etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi dün akşam da Sayın Cumhurbaşkanımız aileyi arayarak taziyelerini ilettiler. Cenaze ve diğer işlemlerle ilgili de gerek Valimiz gerek diğer birimlerimiz konuyu takip ediyorlar. Bu vesile ile hem 15 Temmuz şehidi Ömer Halisdemir’e hem de dün vefat eden annesine Allahtan rahmet diliyorum, ailesine baş sağlığı diliyorum. Bütün milletimizin de bu vesile ile başı sağ olsun diyorum.

Bildiğiniz gibi 16 Nisanda yapılacak olan halk oylaması ile ilgili de süreç hızlı bir şekilde devam ediyor. Şu ana kadar gerek Türkiye’de, gerek Türkiye dışında bildiğiniz gibi konuyla ilgili çalışmalar, il ziyaretleri, açılışlar, mitingler, salon toplantıları yoğun bir şekilde devam ediyor. Demokratik, medeni bir tartışma ortamının gerekleri çerçevesinde iki taraf da, hem ‘evet’ diyenler, hem hayır diyenler kapsamlı kampanyalar yürütüyor. Bu, Türk demokrasi açısından sevindirici bir tablo... İki taraf da kendi görüşlerini, argümanlarını, tezlerini özgür bir şekilde ortaya koyuyorlar.

Bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın da çok yoğun bir programı var, il ziyaretleri çerçevesinde vatandaş buluşmaları ve tamamlanmış projelerin açılmalarıyla ilgili ziyaretlerini devam ettiriyor. Geçtiğimiz Salı günü de bildiğiniz gibi Samsun il ziyareti öncesi Sayın Cumhurbaşkanımızın evet ve hayır çadırlarını ziyareti vardı, hemen karşı karşıya iki tane çadırı ziyaret ettiler, iki çadırda da vatandaşlarımızla bir araya geldiler, sohbet ettiler. Ve aslında bu da çok güzel demokratik bir jest oldu. Belki hayır çadırında bulunan vatandaşlarımız böyle bir ziyareti beklemiyorlardı. Ama hem güzel bir görüş alış verişine vesile oldu. Hem de bu kampanyanın, ister ‘evet’ kanadında olun, ister ‘hayır’ kanadında olun demokratik kurallar çerçevesinde bir müzakereci demokrasinin gerektirdiği ilkeler çerçevesinde yapılabileceğini göstermesi açısından bir Cumhurbaşkanı olarak çok güzel bir demokrasi örneği sergilemiş oldu.

Sayın Cumhurbaşkanımızın programları da kampanya çerçevesinde devam edecek bildiğiniz gibi.Bugün biliyorum sizin sorularınız da zannediyorum var, merak ediyorsunuz. Bugün normalde bir Erzurum programı olacaktı; ama onu 15’ine tehir ettik. Bazen biliyorsunuz bu kampanya programının yoğunluğu içerisinde çakışmalar olmaması için bu tür değişiklikler yapılabiliyor. Erzurumlu kardeşlerimiz, hemşerilerimiz merak etmesinler, inşallah Allah’tan bir mani olmazsa 15 Nisan’da Erzurum’da Sayın Cumhurbaşkanımızla buluşma imkanları olacak.

Ayrıca, bildiğiniz gibi yarın Sayın Cumhurbaşkanımızın bir Diyarbakır ziyareti olacak, bu vesileyle hem devam etmekte olan halkoylaması kampanyası ve yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ilgili, hem de diğer konularla ilgili önemli mesajlar verecek, bununla ilgili hazırlıklarımız da devam ediyor. Bu arada tabi bildiğiniz gibi yurt dışında da oy kullanılması süreci başlamış durumda.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız 27 Mart-9 Nisan tarihleri arasında oylarını kullanabilmekteler, şu anda 7 ülkede vatandaşlarımız oylarını kullanıyorlar, toplamda 57 ülkede 120 temsilciliğimizde 14 gün boyunca toplam 3182 sandık kurulmuş durumda ve vatandaşlarımız da bu sandıklarda oylarını kullanacaklar.

Bildiğiniz gibi, totalde 2 milyon 972 bin 629 vatandaşımız yurt dışında oy kullanma hakkına sahip ve bu seçmen kitlemizin de bu demokratik haklarını özgür bir şekilde kullanmaları için diplomatik misyonlarımız, büyükelçiliklerimiz üzerinden yoğun bir çalışma şu anda yürütülüyor. Yine bildiğiniz gibi son dönemde getirilen bir düzenlemeyle yurt dışında bulunan vatandaşlarımız bu referandumla beraber 4’üncü kez yurt dışında oy kullanma hakkını elde etmiş bulunmaktadırlar.

Bu halk oylamasında önceki seçimlerden farklı olarak yurt dışı tek bir seçim bölgesi olarak kabul edildiği için vatandaşlarımız istedikleri herhangi bir temsilcilikte oy kullanma imkanına da sahip bulunmaktadır. Bu yine vatandaşlarımızın bu en temel demokratik haklarını serbest, hür bir şekilde kullanmaları açısından çok önemli bir düzenleme…

Bildiğiniz gibi ilk olarak 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yurt dışında oy kullanma uygulaması getirilmişti. Şöyle bir trende baktığımız zaman, ciddi bir katılım oranında artışın olduğunu görüyoruz. Örneğin 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde katılım takriben yüzde 19 civarındaydı, daha sonra 25. Dönem seçimlerinde bu yüzde 36’ya çıktı, 26. Dönem seçimlerinde ise bu oranın yüzde 45’e çıktığını görüyoruz. Şu geçtiğimiz 4-5 gün içerisinde oy kullanmaya başlandığı tarihten itibaren de sandıklara çok ciddi bir ilginin olduğunu, vatandaşlarımızın oy kullanma merkezlerine giderek oylarını kullandıklarını görüyoruz ki, inşallah bu vesileyle bu yıl bu referanduma katılım noktasında daha büyük bir artışın olmasını bekliyoruz. Özellikle geçtiğimiz haftalarda Almanya, Hollanda gibi bazı ülkelerde yaşadığımız hadiseleri de dikkate alarak vatandaşlarımızın sandıklara ilgi göstermesinin ayrı bir önemi olduğunu bir kez daha bu vesileyle vurgulamak istiyorum.

Yaşanan hadiseleri hep beraber müşahede ettik. Orada bakanlarımızın, siyasi temsilcilerin, milletvekillerinin ne tür engellerle, ne tün mukavemetlerle karşı karşıya kaldığını hep birlikte gördük. Bütün diplomatik teamüllere ve kurallara aykırı bir şekilde ‘evet’ kampanyası yürütenlerin engellenmesi çabalarına karşı vatandaşlarımız en güzel cevabı yine sandıkta vereceklerdir.

Avrupalılar zaman zaman bize ‘Türkiye’nin iç meselelerini Avrupa ülkelerine taşımayın’ gibi eleştiriler dile getiriyorlar; fakat kendileri özellikle bu halkoylamasında açıkça taraf olarak, yani ‘hayır’ kampanyasını -açıkça ifade edelim- desteklemek suretiyle aslındaki Türkiye’deki bir konuya taraf olmaktalar.

Dolayısıyla bu meseleyi Avrupa gündemine taşıyan Türkiye değil, Türkiye’deki halk oylaması ya da siyasiler değil, oradaki Avrupalı siyasilerin, belli çevrelerin tercihleridir. Fakat dediğim gibi, bu referandumda nihai kararı ne Avrupa basını, ne Avrupa siyasetçileri verecek, nihai kararı millet verecektir. Dolayısıyla buna saygı duyulmasını bekliyoruz. Şu kalan süre içerisinde de bu oy kullanma işlemlerinin herhangi bir engellemeye takılmadan, herhangi bir kural dışı, kanun dışı muameleye maruz kalmadan gerçeklemesi için, dediğim gibi biz diplomatik misyonlarımız üzerinden gerekli düzenlemeleri yaptık.

Bugün ekonomiyle ilgili de Türkiye İstatistik Kurumu önemli bir veri açıkladı, geçtiğimiz yıl, yani 2016 yılı içerisinde Türkiye’nin büyüme oranı 2.9 olarak açıklandı. Bildiğiniz gibi geçen yıla ilişkin büyüme oranı beklentisi 2.2’ydi. Dolayısıyla beklentilerin üzerinde bir oranda büyüme gerçekleşti. Özellikle son çeyrekte büyümenin yüzde 3,5 civarında gerçekleşmiş olması da bu yükselen ivmeyi, trendi göstermesi açısından oldukça memnuniyet verici. Zira dünyanın büyük ekonomilerinin büyüme oranlarına baktığını zaman Amerika gibi, Avrupa gibi, Eurozone ekonomilerine baktığınız zaman, bunların genellikle yüzde 2’nin altında olduğu dikkate aldığı zaman, yüzde 1.7, 1.8 civarında, yüzde 2.9’luk büyüme gerçekten çok sevindirici bir oran. Bu vesileyle milli gelirimiz de yüzde 10’dan fazla artarak 2 trilyon 590 milyar TL’ye ulaşmış. Yine bu hesaplama çerçevesinde de TÜİK verilerine göre de Türkiye’de kişi başına düşen gelir 10807 dolar olarak gerçekleşmiş bulunuyor.

Tabii 2016 yılında yaşadıklarımızı dikkate aldığımız zaman, bu rakamların hakikaten Türkiye’nin ekonomisinin bünyesel gücünü göstermesi açısından dikkat çektiğini ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü 2016’da biz kanlı bir darbe girişimini püskürttük ve buna ilaveten PKK gibi, DEAŞ gibi, FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadelemiz devam ederken, Türkiye Fırat Kalkanı Harekatını gerçekleştirmek suretiyle sınırında ciddi bir güvenlik alanı oluşturdu. Bütün bunlar yaşanırken bildiğiniz gibi üçüncü köprünün açılışı yapıldı, Avrasya Tüneli açıldı, 18 Mart Çanakkale Köprüsü’nün ihalesi yapıldı ve temel atma töreni gerçekleştirildi.

Yani bütün bunlara baktığınız zaman, Türkiye bu büyük projeleri hayata geçirme noktasında güçlü bir irade ortaya koyduğunu, bir ekonomik mali disiplin içerisinde hareket ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla içeride ve dışarıda planlanan komplolara, kumpaslara, çeşitli finansal operasyonlara rağmen Türk ekonomisinin gücünü göstermesi açısından bu rakamları zikretmekte fayda var. Bu aynı zamanda siyasi istikrarın ekonomi büyüme açısından ne kadar önemli olduğunu da bir defa daha gösteriyor. Dolayısıyla 16 Nisan halkoylamasına doğru giderken siyasi istikrar vurgusunu ekonomiyle birlikte tekrar değerlendirmekte fayda var.

Bir diğer önemli konu, bizim uzun süredir gündemimizde olan bu terörle mücadele meselesi. Özellikle son dönemde gerek İçişleri Bakanlığımız, emniyet güçlerimiz, gerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin yürüttüğü kapsamlı terörle mücadele operasyonları çerçevesinde çok önemli mesafeler kat edildi. Burada bu vesileyle bütün güvenlik birimlerimizin, polisiyle, askeriyle, jandarmasıyla, korucusuyla çok büyük bir özveriyle vatan müdafaası için çok yoğun bir mücadele verdiğini bir kez daha ifade etmek ve kendilerine tek tek teşekkür etmek istiyoruz. Özellikle son dönemde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, yani bölücü terör örgütünün etkin olduğu bölgelerde yürütülen operasyonlar sayesinde vatandaşlarımızın ciddi bir nefes aldığını biz görüyoruz, eminim siz de basın üzerinden gazeteciler olarak da bunu takip ediyorsunuzdur.

Bu vesileyle şunun da altını çizmek isterim: Bu mücadele bir terör örgütüne ve onun uzantılarına karşı verilen bir mücadeledir. Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi kariyeri boyunca altını ısrarla çizdiği bir hususu bu vesileyle hatırlatmak istiyorum. O da, biz bölücü terör örgütüyle Kürt vatandaşlarımız arasında çok kesin, net bir ayrım yapıyoruz. Bunlar terör örgütleridir, terör örgütlerinin mensuplarıdır ve asla Kürt vatandaşlarımızı ve kardeşlerimizi temsil etmezler.

Gerek Türkiye’de, gerek Suriye’de yürüttüğümüz, gerekse Irak sahasında yürüttüğümüz operasyonlar terörle mücadele kapsamında asla ve asla Kürtlere dönük, Türkiye Kürtlerine, Suriye Kürtlerine ya da Irak Kürtlerine dönük bir operasyon değildir. Terör, ırkı, dini, dili ne olursa olsun son tahlilde terördür, bunlardan bağımsız olarak terör örgütleridir ve bunlarla mücadele gerekir. Sayın Cumhurbaşkanımızın yarın Diyarbakır’da yapacağı konuşmada da bu çerçevede mesajlar vereceğini ifade etmek isterim.

Yine tabii gündemimizdeki bir diğer terör meselesi de, bir ihanet ve işgal çetesi olarak ortaya çıkan ve 15 Temmuz günü bir darbe girişiminde bulunan FETÖ terör örgütüne karşı da mücadelemiz yoğun bir şekilde devam ediyor. 15 Temmuz darbesi püskürtüldüğü ve bu yapı Türkiye’de çökertildiği halde, bunların özellikle yurt dışında ne tür kumpasların, karalama kampanyalarının içerisinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye içerisinde imkan ve kabiliyetleri tükenen bu ihanet ve işgal şebekesi FETÖ terör örgütü, şimdi elindeki imkanları yurt dışında harekete geçirmek suretiyle Türkiye’ye karşı birtakım kampanyalar yapmaya çalışıyor. Bu vesileyle şunun da altını çizmek isterim ki burada biz dünyanın neresinde olursa olsun bu ihanet şebekesine karşı mücadelemizi her platformda devam ettireceğiz, bundan hiç kimsenin en ufak bir şüphesi olmasın.

Bir diğer önemli konu, zannediyorum o da sizin sorularınızda var. Evvelsi gün Milli Güvenlik Kurulu toplantısında da ele alındı, Kurulun basın bildirisine de yansıyan Fırat Kalkanı harekâtının tamamlanması meselesi... Bu bildiğiniz gibi geçen yıl 24 Ağustos’ta Türkiye’nin imkân ve kabiliyetleriyle başlattığımız ve Türkiye’nin özellikle Suriye sınırında bir güvenli bölge, terörden arındırılmış bölge oluşturulması amacıyla başlattığımız bir harekâttı. Ve 29 Mart 2017 tarihi itibariyle de bu operasyonun başarıya ulaştığını memnuniyetle ifade edebilirim.

Bu süre içerisinde ne oldu? Türkiye Cerablus’tan El Bab bölgesine kadar olan yaklaşık 2100 kilometrekarelik alanı DEAŞ terör örgütünden ve diğer terör unsurlarından tamamen temizlemiş oldu. Bununla tabii birçok gerçek ortaya kondu; yani ‘DEAŞ’la mücadelede YPG-PYD en etkili tek güçtür’ efsanesi çöktü. Bu bölgelerde Cerablus’ta, Azez’de, Rai’de, El Bab’da oranın kendi vatandaşları, mensupları, sakinleri buralara dönmeye başladılar ve şu anda orada bu güvenlik operasyonlarından sonra da yoğun bir yeniden yapılandırma faaliyeti devam ediyor.

Tabii bu Fırat Kalkanı Harekatının ardından Türkiye buradaki güvenlik risklerine ilgisiz kalacak ya da burada angaje olmayacak gibi bir mana çıkartılmamalı. Tam tersine şu anda fiilen de bu bölgedeki güvenlik tedbirlerimiz en üst düzeyde devam etmektedir ve Türkiye hem Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 51. maddesi çerçevesinde, hem de kendi ulusal güvenlik önceliklerine atıfla bu bölgede, sınır bölgesinde ve diğer alanlarda terör örgütlerine karşı etkin bir mücadeleyi bundan sonra da devam ettirecektir.

Burada sizin sorularınıza geçmeden önce ben bir konuyu daha ifade etmek istiyorum, özellikle de bunun kayda geçmesinin de önemli olduğunu düşünerek söylüyorum; o da, İsrail’de yaşanan birtakım gelişmeler. Daha önce biliyorsunuz ben birkaç vesileyle buradan ifade etmiştim, bunu diplomatik kanallardan da İsrail tarafına ilettiğimiz halde maalesef bu sürecin, yani bu hoparlörle ezanın yasaklanması sürecinin devam ettiğini görüyoruz. Komisyonlarda yapılan müzakerelerin devam ettiğini, ikinci aşamaya geçildiğine dair haberler ulaştı bize. Bu konudaki endişelerimizi biz diplomatik kanallardan ifade ettik. Ama buradan ben bir kez daha bunu kayda da geçirmek istiyorum; böyle bir uygulama yapılması halinde bu bir kere kutsal topraklarda ezanı Muhammedi’nin yasaklanması anlamına gelecektir ki bunun kabul edilmesi hangi gerekçeyle olursa olsun hiçbir şekilde mümkün değildir.

Bu aynı zamanda İsrail'de yaşayan Filistinliler, Müslümanlar, diğer Araplar için de kabul edilemez bir durumdur. Umarız İsrail bu hatasından en kısa sürede vazgeçer. Bu yasağın işte gece sessizliği ya da huzuruyla falan ilgisi, alakası yok. Ezanı Muhammedi dünyanın hiçbir yerinde hiç kimseyi rahatsız etmez. Bu yasa tasarısını getirenler de bundan rahatsız olmasınlar. Çünkü Ezanı Muhammedi barışa, selama, huzura bir davettir. Umarız bu hatalarından en kısa sürede dönerler.

Tabii bir diğer önemli konu da, yine dün itibariyle alınan bir karar ki bugün kamuoyuyla da paylaşıldı, o da Batı Şeria’da Nablus yakınlarında yeni yerleşimci bölgelerinin onaylanmış olması… Biz bunu da özellikle iki devletli çözüm sürecine vurulmuş bir balta olarak görüyoruz. Bu ne Filistin-İsrail ihtilafına bir katkı sağlayacaktır, ne de herkesin faydasına olan bölgesel barış, huzur ve istikrara katkı sağlayacak bir adımdır. İsrail Yönetiminin de bu uygulamalarından bir an önce vazgeçmesi, geri dönmesi çağrılarında bulunuyoruz.

Soru: Az önce siz de ifade ettiniz, biz Milli Güvenlik Kurulu açıklamasıyla Fırat Kalkanı harekâtının sona erdiğini duyduk. Merak edilen soru, bundan sonra Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesinde nasıl bir planlama olacağı. Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının geri çekilmesi söz konusu olacak mı? Irak’ta Başika Kampında olduğu gibi bir kamp veya konuşlanma mı söz konusu olacak? Bundan sonra Fırat Kalkanı harekâtı bölgesinde nasıl bir planlama söz konusu olacak?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Başından beri Fırat Kalkanı Harekatının gerekçesi de bildiğiniz gibi Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde buradaki terör sorununun çözülmesiydi ve biz bu amaçla Fırat Kalkanı Harekatını geçen yıl başlattık. Hedef aynıdır, bu güvenlik konusu aynı ehemmiyetle bizim için de, Suriyeliler için de devam etmektedir. Dolayısıyla bundan sonra alınacak tedbirler, uygulanacak yeni bir harekat veya benzeri bir adım tabii ki planlanır. Şu anda benim askeri operasyonel detaylara girmem burada doğru olmaz. Bununla ilgili açıklamayı Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yapar. Dediğim gibi zaten sahada şu anda bir mücadele ve çalışma devam ediyor. Yani hem yeniden inşa süreci anlamında, hem de güvenlikle ilgili tedbirlerin devam ettirilmesi anlamında. Burada bizim nihai hedefimiz; yine Suriye’nin toprak bütünlüğü içerisinde bu terör belasından hem bizim sınır bölgelerinde yaşayan insanlarımızın, hem Suriyelilerin kurtulmasıdır. DEAŞ’la mücadele kapsamında bu harekat başarıyla tamamlandı, ama dediğim gibi bu güvenlik riskleri devam ettiği müddetçe Türkiye her zaman hazır ve nazır olarak gerekli adımları bundan sonra da atacaktır. Konuyla ilgili askeri operasyonel detaylar netleştiğinde gerekli makamlar tarafından açıklama yapılır.

Soru: Barzani bağımsızlığı referanduma götüreceğini açıkladı. Safin Dizayi de ‘komşularımızla da bu konuları konuşacağız’ dedi. Eğer referandumdan o yönde bir karar çıkarsa, bu önümüze gelirse Türkiye’nin cevabı ne olur?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Biz bu konuyu, bu bağımsızlık referandumu meselesini daha önce Kürt Bölgesel Yönetimi yetkilileriyle çeşitli vesilelerle konuştuk. Biz bunun yanlış bir adım olacağını düşünüyoruz. Hele ki şu konjonktürde, yani Irak’ın içinden geçtiği şu kırılgan süreçte hem DEAŞ’la mücadele, hem bizim PKK ile yürüttüğümüz mücadele bağlamında bu kadar güvenlik risklerinin hat safhada olduğu bir dönemde böyle bir konunun gündeme getirilmesini biz doğru bulmuyoruz.

Ayrıca, Irak’ın etnik ve mezhebi çizgiler ya da kimlikler etrafında bölünmesi, parçalanması gibi bir adımın atılması, sadece Irak’la sınırlı kalmaz, bu başka bölgelere de yayılır, bunun faturasını herkes öder. Umarız bu konuda daha soğukkanlı, daha rasyonel, daha yapıcı, bütün bölgenin hassasiyetlerini dikkate alan bir değerlendirme içerisine girerler.

Aynı şekilde Dışişleri Bakanlığımız da bu konuda bir açıklama yaptı, biliyorsunuz Kerkük’te de bir Vilayet Meclisi kararıyla bir bayrak çekilmesi meselesi oldu, biz bunun da yanlış olduğunu ifade ediyoruz, bunu ilgili makamlara da ilettik. Bu sadece Kerkük civarında değil bütün Irak sathında, başka bölgelerde etnik temelli veya başka gerekçelerle yeni gerginlik alanlarının doğmasına neden olur. Bizim beklentimiz; oradaki yetkililerin bu uygulamadan bir an önce vazgeçmeleridir.

Soru: Amerika Birleşik Devletleri, hem burada kendisine sorulduğunda dün Dışişleri Bakanı, Esad’ın gitmesi konusunda ‘buna Suriye halkı karar verir’ dedi. Yine aynı şekilde BM’deki Temsilcisi Amerika Birleşik Devletleri’nin, ‘Esad’ın gitmesi bizim önceliğimiz değil’ açıklaması yaptı. Türkiye buna nasıl bakıyor, Türkiye’nin politikasında bu konuyla ilgili bir değişiklik var mıdır ya da Amerika Birleşik Devletleri’yle bu konuyu konuştuk mu? İkinci sorum da; Hollanda’da yaşananlara az önceki giriş konuşmanızda da değindiniz, Türkiye bir yaptırım paketi başlatmıştı Hollanda’ya karşı ve makul bir süre içerisinde bir özür gelmemesi durumunda yeni bir yaptırım sürecine gidilebileceği ifade edilmişti. Bu makul süre dolmuş mudur ya da ne kadardır, yeni bir yaptırım paketinin gerçekleştirilmesi söz konusu olacak mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi Suriye konusunda Amerikan Dışişleri Bakanının dün yaptığı ziyaret çerçevesinde kısa bir bilgilendirme yapayım. Bildiğiniz gibi hem Sayın Başbakanımız tarafından kabul edildiler, hem Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından kabul edildiler, daha sonra da Dışişleri Bakanımız Mevlüt Beyle daha uzun, daha kapsamlı heyetler arasını da kapsayan bir görüşme yaptılar. Burada tabii hem Türk-Amerikan ilişkileri ikili ilişkiler bağlamında, hem de Suriye-Irak DEAŞ’la mücadele başta olmak üzere bu konuları etraflı bir şekilde ele alma imkanımız oldu.

Ayrıca, FETÖ’nün iadesi, terör örgütü elebaşının iadesi ve bu FETÖ örgütü mensuplarının Amerika’daki yasa dışı Türkiye karşıtı faaliyetlerinin önlenmesi konusunu da etraflı bir şekilde ele aldık. Tabii Amerikalılar bize bu konuyu gündeme getirdiğimizde, özellikle ikinci konuyu, FETÖ konusunu gündeme getirdiğimizde her seferinde bunun bir hukuki süreç olduğunu, yargı bağımsızlığının bulunduğunu söylüyorlar. Biz de onlara; ‘tabii ki bizim yargı bağımsızlığına bir itirazımız yok; ama bakın biz de size birçok belge verdik’ diyerek, bunların gereğinin yapılması gerektiğini hatırlatıyoruz. Tabii Amerikan Bakanı umarım bu konudaki hassasiyetlerimizi, kaygılarımızı iyi anlamış bir şekilde ülkesine dönüyordur. Gerçi bugün Brüksel’de NATO Bakanlar Toplantısındalar, bu mesajı alıp götüreceğini düşünüyoruz. Bunu zaten daha önce de çeşitli vesilelerle biz ifade etmiştik. FETÖ terör örgütü elebaşının hem iadesi, hem de diğer faaliyetleriyle ilgili Amerikan yönetiminin kendi idari tasarrufu çerçevesinde yapabileceği şeyler var. Yani bir mahkeme kararı oluşmadan önce de atabilecekleri birtakım adımlar var. Nitekim FBI’ın, FETÖ’nün Amerika’daki bazı bu charter okullarıyla ilgili faaliyetleri hakkında bir soruşturma yürüttüğünü biliyoruz, basından takip ediyoruz; ama biz bunu yeterli görmüyoruz. Türkiye’ye yönelik yaptıkları diğer kriminal faaliyetlerle ilgili olarak da atılması gereken adımlar var. Bu adımları da biz en kısa sürede atmalarını bekliyoruz.

Suriye bahsine gelecek olursak, biz baştan beri bunun siyasi bir çözüm ile bu savaşın sonlandırılabileceğini zaten ifade ettik. Ama saha o kadar değişti, sahaya o kadar farklı aktörler girdi ki bu süreç içerisinde, yani yüzbinlerce insan bütün insanlığın gözü önünde bir katil devlet tarafından adeta yok edildi. Şimdi bu gerçeği göz ardı ederek bir siyasi çözüm arayışında bulunmak mümkün değil.

İkincisi; biz baştan beri DEAŞ’ın ve Esad rejiminin bu savaşın iki canavarı olduğunu ve bunların birbirini beslediğini ifade ettik. Dolayısıyla aslında bütün yaşananlar, her gün devam eden bu katliam, bu dram aslında bizim bu tezimizin ne kadar haklı olduğunu da gösteriyor.

Şu anda tabii hem Astana, hem Cenevre bağlamında yürüyen bir süreç var, biz bu iki süreçte de varız, bu iki süreci de destekliyoruz. Astana bağlamında bildiğiniz gibi biz ateşkesin gözlemlenmesi konusunda gözlemci ve garantör ülkelerden bir tanesiyiz. Bu konuda gerek Amerika Birleşik Devletleri Avrupa ülkeleri, gerek Körfez ülkeleriyle, gerekse Rusya Federasyonu ve İran’la yürüttüğümüz çok yoğun bir diplomasi var. Siyasi çözüm sürecinin sonunda ortaya nasıl bir Suriye çıkacağı elbette Suriye halkının vereceği bir karardır. Ama bu kadar savaş suçu işlemiş, kimyasal silah kullanmış, bu kadar insanın kanını dökmüş bir kişinin orada kalacağını varsayarak bir siyasi çözüme ulaşmak da herhalde gerçeklerle bağdaşır bir durum değildir. Fakat burada şunun da altını çizmekte fayda var: DEAŞ’la mücadeleyi öne çıkartıp rejim sorununu yok saymak, açıkçası Suriye sahasındaki bu akan kanının daha uzun süre devam etmesi anlamına gelir. Biz bunun önlenmesi için her tür girişimi, yapıcı, kapsayıcı girişiminin içerisinde olacağımızı bu vesileyle ifade etmek isterim.

Hollanda konusuna gelince, tabi orada diplomatik kurallara, anlaşmalara, sözleşmelere aykırı ne tür uygulamaların yapıldığını, gerek hem iki bakanımıza, ama özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımıza, gerek oradaki diplomatlarımıza yönelik yaşananları hep beraber gördük. Şimdi tabii bizim beklentimiz, Hollanda makamlarının bu konuda sorumluluk alarak yapıcı adımlar atmaları. Yani biz Hollanda’yla 400 yıllık bir ilişkimiz var ve bu tarihi derinliği ortadan kaldıracak, bu ilişkinin çok boyutlu yapıcı yönlerini ortadan kaldıracak bir tutum içerisinde olmamalarını bekliyoruz. Onların da bir seçimleri vardı, tamamlandı, bitti. Fakat orada bile maalesef aşırı sağın, ırkçı popülist hareketlerin ne kadar güç kazandığını gördük. Dolayısıyla bu tür hamleler, yani Türkiye karşıtlığı üzerinden bir popülizm yapma kaygısının aslında Hollanda siyasetinde ya da Avrupa siyasetinde pek prim yapmadığını da görmüş olduk. Ama umarız şu anda hükümeti kuracak olan yetkililer bunlardan ders alarak gerekli yapıcı adımları atarlar, onlar adım attığı zaman Türkiye de yapıcı adımlar atar.

Soru: Az önce ABD Dışişleri Bakanının görüşmesine ilişin bazı detayları paylaştınız. Yapılan basın toplantısında da aslında Türkiye’nin çok tatmin olmadığı yanıtlar çıktı konuk Bakandan. Özellikle YPG konusundaki açıklamaya da yansıdı. Türkiye’nin terör grupları olarak ilan ettiği gruplarla müttefiklerin işbirliğinin çok doğru olmadığına işaret edildi. Bu konuda somut bir açıklama, somut bir adım ilerleyen süreçte görecek miyiz, bunun izlenimini edindiniz mi?

Bir de, sanıyorum 3-4 Nisan tarihlerinde ABD’nin Dışişleri Müsteşarı Türkiye’ye gelecek, hemen bu ziyaretin ardından gerçekleşmesi, acaba ileriye dönük yeni bir projenin ilk adımı olarak değerlendirilebilir mi? Fetullah Gülen’in iadesi konusunda da yine bir somut bir adım kısa vadede bekleyebilir miyiz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Tabii bu konuda yeni Amerikan yönetiminin de, Trump yönetiminin de uzun bir süredir müzakereler yaptığını biliyoruz. Yani Ocak ayında görevi devralmadan önce de bu konuda bazı görüşler açıklamışlardı, sonrasında da bu devam etti. Bizim onların önüne koyduğumuz çok somut bir plan var, Rakka operasyonu ve DEAŞ’a karşı yürütülecek diğer terör karşıtı operasyonları Hür Suriye Ordusu ve diğer kuvvetlerin desteğiyle bunu koalisyon şemsiyesi altında rahatlıkla yapabiliriz. Şimdi buna karşı bize ikna edici somut bir karşı argüman getirebilmiş değiller. Bazen rakamlar konuşuluyor, acaba o rakamlar yeterli mi, değil mi diye. Ama dediğim gibi Fırat Kalkanı harekâtıyla aslında bunun yapılabilir olduğunu Türkiye ortaya koymuş oldu; bunun dikkate alınması gerekir.

Bunun dışında uygulanacak her plan, yani YPG, PYD ya da işte SDF başlığı altında bir araya gelen gruplarla yürütülecek her operasyonun orta ve uzun vadede Suriye’nin toprak bütünlüğü, etnik dengesi, sosyal ahengi ve tabi ki Türkiye’yle ilişkileri açısından çok ciddi sonuçları olur. Dolayısıyla biz ısrarla bu konuyu dikkate almaları gerektiğini ve hareket hatlarını buna göre planlamaları gerektiğini yine ifade ettik. Tabii ABD Dışişleri Bakanı bunları dinledi, not aldı, şimdi tabii ki tahminim bunları alıp götürüp Washington’da ilgili mercilerde değerlendirecekler, konuşacaklar. Ama bizim beklentimiz, Türkiye’nin bu hassasiyetleri çerçevesinde bir eylem planın hayata geçirilmesi…

Aynı şekilde FETÖ’yle ilgili de demin iade ettiğim gibi, Türk-Amerikan ilişkilerinde bugün iki tane temel ihtilaf konumuz var; birisi FETÖ’dür, diğeri de bu PYD, YPG’ye verilen destek meselesidir. Yani Türk-Amerikan ilişkileri, gerek ikili ilişkiler, gerek bölge barışı, enerjiden ekonomiye her alanda önemli bir ilişkidir, stratejik ortaklık, model ortaklık konsepti üzerine oturtulmuş bir ilişkidir, bunun daha ileri noktalara taşınabilmesi için bu iki sorunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunu yapabilecek imkan ve kabiliyetlere sahip olduğumuzu düşünüyoruz.

Soru: Bugün biliyorsunuz Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Akıncı Üssü iddianamesini tamamladı ve mahkemeye gönderdi. Aslında geçtiğimiz günlerde TGRT Haber Ankara Temsilcisi Batuhan Yaşar’ın da gündeme getirdiği ve iddianamede de yer alan FETÖ firarisi Adil Öksüz’ü telefonla arayan ABD Başkonsolosluğu var ve bunu da ABD Ankara Büyükelçiliği doğruladı ve bu telefon görüşmesini vizeyi iptali için bu görüşmeyi yaptıklarını söyledi. Bu açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İkinci sorum da, bu FETÖ firarisi Adil Öksüz Türkiye’de mi, yoksa yurt dışında mı; sizin görüşünüz nedir bu konuda?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi Akıncı Üssü iddianamesi yaklaşık 6 bin sayfaya baliğ bir iddianame ve savcılarımızın bu konuyu ne kadar kapsamlı ele aldıklarını göstermesi açısından not edilmesi gereken bir dosya. Tabii ki bu aynı zamanda 15 Temmuz gecesi yaşananlarla ilgili de birçok detaya da ışık tutacak bir hadise. Dolayısıyla bunun da bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, Meclis Başkanımız ve diğer kişiler de, üst düzey devlet yöneticileri de burada müşteki sıfatıyla zaten dosyanın içerisindeler. Dolayısıyla biz de bu süreci yakından takip edeceğiz. Umarız bu konuda hızlı bir şekilde olayın bütün boyutları ortaya çıkar, failleri yakalanır ve adaletin önüne çıkartılır.

Şimdi Akıncı Üssü iddianamesinin iki numaralı zanlısı, bir numara Feto’nun kendisi, iki numaralı zanlısı Adil Öksüz’ün Amerikan İstanbul Başkonsolosluğu tarafından telefonla aranması, tabii birçok soru işaretini beraberinde getirdi. Şimdi bilemiyorum, dün Adalet Bakanımız da ifade ettiler, yani içinizde Amerika’ya giden-gelenler, vize alanlar vardır, vizesi iptal edildiği için acaba herkes aranıyor mu başkonsolosluklar tarafından? Hele bir de o konjonktürü düşündüğümüz zaman, yani bu kişinin aranan bir isim olduğu bilindiği halde, ismi geçtiği halde, çünkü yaklaşık 1 hafta sonra, 6 gün sonra aranıyor bu kişi, bütün bunlar olup biterken böyle bir telefon aramasının olmasını nasıl izah ediyorlar? Yani yapılan açıklamayı biz çok tatminkâr bulmadık. Yani bunun herhalde detaylarını biraz daha ortaya koymaları gerekir diye düşünüyoruz. Bunu özellikle şu bağlamda söylüyorum: FETÖ’nün Amerika’daki faaliyetlerini hala bu kadar rahat bir şekilde yürütüyor olması, FETÖ elebaşına dönük herhangi bir adımın atılmamış olması kamuoyunda, ‘demek ki Amerika bu örgüte, bu örgütün mensuplarına bir şekilde kalkan oluyor, destek oluyor, göz yumuyor’ algısını oluşturdu ve güçlendirdi. Dolayısıyla şimdi bu telefon aramasını da bu fotoğraf içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Umarız bu konuda daha tatminkâr bir açıklama yaparlar.”